Pazar akşamı Adrian, ailesinin sofrasında şarabından bir yudum aldı ve Almanca konuşmaya başladı.
Eski sevgilisi Nina, ondan neredeyse beş aylık hamileydi.
Bunu öğrendiğimde elimde pasta bıçağı vardı.
Ama yüzümdeki gülümseme değişmedi.
Kayınvalidem Colleen kahvesini karıştırırken:
— Claire bebeği görünce dayanamaz. Ona büyüttürürüz, dedi.
Adrian güldü.
— Zaten hiçbir şey anlamıyor.
Başımı kaldırdım.
— Kahve isteyen var mı?
Hepsi rahatladı.
Çünkü Almanca bilmediğimi sanıyorlardı.
Oysa iki yıldır gizlice öğreniyordum. Başlangıçta Adrian’ın ailesine daha yakın olabilmek için başlamıştım. Sonra onların Almancaya yalnızca beni eleştirmek istediklerinde geçtiğini fark ettim.
Yine de bildiğimi söylememiştim.
O gece bunun ne kadar önemli olduğunu anladım.
On yıl önce Adrian’la evlenmiştim. Altı yıldır çocuk sahibi olmaya çalışıyorduk. Sayısız doktor randevusu ve iki başarısız tüp bebek tedavisi yaşamıştık.
Her seferinde bana sarılır ve:
— Biz bize yeteriz, derdi.
Şimdi başka bir kadından çocuk bekliyordu.
Üstelik ailesi, benim anne olma özlemimi kullanarak o çocuğu bana büyüttürmeyi planlıyordu.
Eve döndüğümüzde hiçbir şey söylemedim.
Ertesi sabah işe gitmeyip bir kafeye oturdum. Adrian’ın son bir yıldaki seyahatlerini, para transferlerini ve açıklayamadığı harcamaları yazmaya başladım.
Beş bin dolarlık bir transfer özellikle dikkatimi çekti.
Tam o sırada telefonum çaldı.
— Claire?
Kadının sesini hemen tanımadım.
— Ben Nina.
Bir süre konuşamadım.
Sonra sordum:
— Neden beni arıyorsun?
— Çünkü Adrian sana benim hakkımda yalan söyledi. Bana da senin hakkında yalan söyledi.
Nina ile bir saat sonra buluştuk.
İlk gördüğüm şey, onun korkmuş olmasıydı.
Bana Adrian’ın yaklaşık bir yıldır kendisiyle yeniden görüşmeye başladığını anlattı. Nina’ya, benimle evliliğinin yalnızca kâğıt üzerinde devam ettiğini ve boşanma sürecinde olduğumuzu söylemişti.
— Hamile olduğumu öğrendiğimde Claire’in de bunu istediğini söyledi.
Kaşlarımı çattım.
— Benim neyi istediğimi?
— Bebeği sizin büyütmenizi.
İçimdeki öfke bir anda soğuk bir sakinliğe dönüştü.
Nina ayrıca Adrian’ın benden aldığı paranın bir kısmını onun doktor masrafları ve yeni bir dairenin depozitosu için kullandığını gösteren mesajları getirmişti.
O gün ikimiz de aynı şeyi fark ettik.
Adrian yalnızca beni aldatmamıştı.
İki kadını birbirine karşı kullanmış ve her ikisine de farklı bir hikâye anlatmıştı.
Bir hafta içinde avukatımla görüştüm.
Ortak hesaptan daha fazla para çekmesini engelledik. Bana ait olan evle ilgili bütün belgeleri güvence altına aldık. Adrian’ın şirketindeki aile sigortasının Nina ve bebeği için benim onayım olmadan kullanılamayacağını da öğrendik.
Sonra Adrian’ı eve çağırdım.
Annesi de onunla geldi.
Salonda otururken Colleen Almanca:
— Sakin ol. Birkaç gözyaşı döker, sonra kabul eder, dedi.
Bu kez Almanca cevap verdim.
— Hayır, Colleen. Kabul etmeyeceğim.
İkisinin de yüzü aynı anda değişti.
Adrian ayağa kalktı.
— Sen… Almanca mı biliyorsun?
— İki yıldır.
Odadaki sessizlik neredeyse komikti.
Masaya bir dosya bıraktım.
İçinde para transferleri, Nina’nın mesajları ve boşanma başvurum vardı.
— Ev benim. Birikimlerimin büyük bölümü evlilik öncesinden geliyor. Hesapları da bu sabah ayırdım.
Adrian dosyaya baktı.
— Claire, bunu konuşabiliriz.
— On yıldır konuştuğumuzu sanıyordum.
Sonra kapı çaldı.
Nina içeri girdi.
Adrian’ın yüzündeki ifade hayatım boyunca unutamayacağım bir şeydi.
Nina ona baktı.
— Bana Claire’in her şeyi bildiğini söylemiştin.
Ben ekledim:
— Bana da Nina’nın geçen yıl taşındığını söylemiştin.
O gün Adrian ilk kez kendi yalanları arasında yalnız kaldı.
Altı ay sonra boşanmamız tamamlandı.
Evimi ve bana ait yatırımları korudum. Adrian, ortak hesaptan izinsiz kullandığı paranın önemli bir kısmını geri ödemek zorunda kaldı.
Nina bebeğini kendi şartlarıyla büyütmeye karar verdi. Onunla arkadaş olmadık, ama birbirimizi düşman olarak da görmedik.
Çünkü asıl sorun hiçbir zaman ikimiz değildik.
Aylar sonra Colleen’in o akşam söylediği cümleyi düşündüm:
“Claire hiçbir şey anlamıyor.”
Haklı olduğu tek bir nokta vardı.
O masaya oturduğumda gerçekten anlamadığım bir şey vardı.
Kocamın beni ne kadar küçümsediği.
Masadan kalktığımda ise artık her şeyi anlamıştım.