ESKİ FOTOĞRAF

Düğün salonunda herkes ayağa kalkmış, gelinin ağır adımlarla koridordan ilerlemesini izliyordu. Beyaz çiçeklerle süslenmiş salon ışıl ışıldı. Elif gülümsüyordu ama gözleri sürekli ön sırada oturan yaşlı kadına kayıyordu.

O kadın, damadın büyükannesi Nermin Hanım’dı.

Nermin Hanım bütün akşam neredeyse hiç konuşmamıştı. Yetmiş sekiz yaşındaydı ve yıllardır ailesinin en güçlü kişisi olarak bilinirdi. Kolay kolay ağlamaz, geçmişinden de söz etmezdi.

Fakat Elif’i gelinlikle gördüğü anda yüzündeki ifade değişmişti.

Sanki karşısında bir yabancı değil, yıllar önce kaybettiği birini görüyordu.

Nikâh başlamadan hemen önce Nermin Hanım çantasından sararmış küçük bir fotoğraf çıkardı.

Yanındaki oğlu şaşırdı.

— Anne, o fotoğrafı neden getirdin?

Nermin cevap vermedi.

Fotoğrafta genç bir adam ile gelinlik giymiş güzel bir kadın yan yana duruyordu.

Tam elli iki yıl önce çekilmişti.

Fotoğraftaki kadın Nermin’in ablası Leyla’ydı.

Ailenin yıllardır konuşmadığı bir isim.

Leyla yirmi iki yaşındayken ailesinin karşı çıktığı bir adamla evlenmişti. Babası bu evliliği kabul etmemiş, kızına bir daha eve dönmemesini söylemişti.

Nermin o zaman sadece yirmi altı yaşındaydı.

Ablasının gitmesini engellemek istemişti fakat babalarına karşı çıkacak cesareti bulamamıştı.

Leyla birkaç ay sonra İstanbul’dan ayrılmıştı.

Başlangıçta kardeşler gizlice mektuplaştılar.

Sonra mektuplar birden kesildi.

Nermin yıllarca ablasını aradı ama hiçbir iz bulamadı.

Ailesi ona Leyla’nın başka bir ülkeye gittiğini ve artık geçmişle hiçbir bağ kurmak istemediğini söyledi.

Nermin buna inanmak zorunda kaldı.

Fakat gerçek çok farklıydı.

Leyla hiçbir yere gitmemişti.

Kocasıyla birlikte küçük bir sahil kasabasında yaşamış, bir kız çocuğu dünyaya getirmişti. Nermin’in babası ise Leyla’nın gönderdiği bütün mektupları saklamıştı.

İki kız kardeşin yeniden görüşmesini istemiyordu.

Bu gerçek, babaları öldükten yıllar sonra ortaya çıkmıştı.

Nermin eski evde bir kutunun içinde onlarca açılmamış mektup bulmuştu.

Fakat artık çok geçti.

Leyla birkaç yıl önce hayatını kaybetmişti.

Mektuplardan birinde küçük kızından söz ediyordu.

Adı Zeynep’ti.

Nermin onu bulmak için yıllarca uğraştı ancak soyadı değişmişti ve ailesi başka şehirlere taşınmıştı.

Sonunda aramayı bırakmıştı.

Ta ki Elif’i görene kadar.

Düğün sırasında Elif’in yüzündeki gülümseme, gözlerinin şekli ve özellikle sol yanağındaki küçük gamze Nermin’in kalbini sıkıştırdı.

Aynı gamze Leyla’da da vardı.

Tören bittikten sonra Nermin yavaşça ayağa kalktı.

Fotoğrafı elinde tutarak Elif’in yanına yürüdü.

— Kızım, sana bir şey sorabilir miyim?

Elif şaşırarak başını salladı.

— Elbette.

Nermin fotoğrafı ona uzattı.

Elif’in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.

Fotoğrafa uzun süre baktı.

— Bu fotoğraf sizde neden var?

Nermin’in elleri titremeye başladı.

— Sen bu kadını tanıyor musun?

Elif gözlerini kaldırdı.

— Bu… anneannem.

Nermin nefes alamadı.

Salonun gürültüsü sanki bir anda yok olmuştu.

— Adı Leyla mıydı?

— Evet.

Nermin’in gözlerinden yaşlar süzüldü.

Elif şaşkınlıkla ona baktı.

— Siz kimsiniz?

Yaşlı kadın dudaklarını güçlükle hareket ettirdi.

— Ben onun kız kardeşiyim.

Elif birkaç saniye konuşamadı.

Sonra arkasını dönüp annesi Zeynep’i çağırdı.

Zeynep fotoğrafı gördüğü anda donup kaldı.

Annesi ona yıllar önce Nermin adında bir kız kardeşinden bahsetmişti.

Hatta ölümünden önce tek bir cümle söylemişti:

“Bir gün Nermin’i bulursan ona kızmadığımı söyle.”

Zeynep bu sözlerin anlamını hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştı.

Şimdi karşısında duran yaşlı kadına bakarken her şey yerine oturuyordu.

— Annem sizi hayatı boyunca özledi, dedi.

Nermin ağlamaya başladı.

— Ben de onu.

Zeynep ona yaklaştı.

İki kadın ilk kez birbirlerine sarıldılar.

Düğüne gelenler ne olduğunu tam olarak anlamıyordu. Fakat Elif sessizce onları izliyor ve gözyaşlarını siliyordu.

O gün sadece iki insan evlenmedi.

Yarım asır önce parçalanmış bir aile de yeniden birleşti.

Düğünden sonra Nermin, yıllarca sakladığı bütün mektupları Zeynep’e verdi. Birlikte Leyla’nın mezarını ziyaret ettiler.

Nermin mezarın başında uzun süre sessiz kaldı.

Sonunda fotoğrafı taşın üzerine bıraktı.

— Seni bırakmadım abla, dedi. Sadece sana ulaşmam çok uzun sürdü.

Bundan sonra Nermin hayatının geri kalanını geçmişe üzülerek geçirmek istemedi.

Zeynep’le sık sık görüşmeye başladı. Elif onu gerçek bir büyükanne gibi hayatına aldı. Bayramları birlikte geçirdiler, eski fotoğrafları düzenlediler ve yıllarca birbirinden habersiz yaşamış iki aileyi yeniden bir araya getirdiler.

Birkaç yıl sonra Elif’in bir kızı dünyaya geldi.

Adını Leyla koydular.

Nermin bebeği ilk kez kucağına aldığında uzun süre ona baktı.

Sonra gülümsedi.

Çünkü sonunda geçmişi değiştiremeyeceğini kabul etmişti.

Ama geleceğin aynı hatayı tekrar etmesine izin vermeyebilirdi.

Ve düğün günü ortaya çıkan o eski fotoğraf artık kaybedilmiş yılların değil, yeniden bulunan bir ailenin simgesiydi.

Оставьте комментарий