Küçük Kızın Çizdiği Resim, 10 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı

— Bu yüzüğü nereden biliyorsun?

İstanbul’un kalabalık bir meydanında, sekiz yaşındaki bir kız çocuğu kaldırıma renkli tebeşirlerle resim çiziyordu.

Yanından geçen Selin, çizime bakınca olduğu yerde donakaldı.

Resimde el ele tutuşan iki insan ve aralarında sekiz köşeli bir yıldız vardı.

Selin’in parmağındaki gümüş yüzüğün üzerinde de aynı yıldız bulunuyordu.

— Küçük kız, bu işareti sana kim öğretti?

Çocuk başını kaldırdı.

— Annem. Kaybolursam bu yıldızı hatırlamamı söylerdi.

Selin’in kalbi hızla çarpmaya başladı.

— Annenin adı ne?

— Aylin.

Kadının elindeki telefon yere düştü.

Çünkü Aylin, on yıldır haber alamadığı kız kardeşinin adıydı.

Her şey on yıl önce yaşanan bir aile tartışmasıyla başlamıştı.

Selin ve Aylin, küçük bir sahil kasabasında büyümüş iki kız kardeşti. Anneleri öldüğünde onlara birbirinin aynısı iki gümüş yüzük bırakmıştı.

Yüzüklerin üzerinde sekiz köşeli bir yıldız vardı.

Anneleri, “Ne kadar uzaklaşırsanız uzaklaşın, birbirinize giden yolu unutmayın,” derdi.

Ancak babalarının ölümünden sonra aile evinin satılması konusunda anlaşamamışlardı.

Öfkeyle söylenen sözler, yıllarca sürecek bir sessizliğe dönüşmüştü.

Aylin kasabadan ayrılmış, Selin ise İstanbul’a taşınmıştı.

Selin defalarca kardeşini aramayı düşünmüş, ama gururu her seferinde buna engel olmuştu.

Şimdi ise karşısında duran küçük kız, o kayıp yılların cevabını taşıyordu.

— Annen şimdi nerede, tatlım? diye sordu Selin, sesi titreyerek.

Çocuğun gözleri doldu.

— Annem geçen yıl öldü. Babamı da çok küçükken kaybettim. Dedemle yaşıyordum ama dün hastaneye kaldırıldı.

Selin dizlerinin üzerine çöktü.

— Peki sen neden buradasın?

— Dedem gelene kadar komşumuzda kalacaktım. Ama annemi çok özledim. Biraz yürüdüm, sonra buraya gelip resim yapmaya başladım.

Küçük kız, kaldırımdaki yıldızı gösterdi.

— Annem bana bir teyzem olduğunu anlatırdı. Onun da böyle bir yüzüğü varmış. Bir gün onu bulacağımıza inanırdı.

Selin artık gözyaşlarını tutamıyordu.

— Ben senin teyzenim.

Çocuk şaşkınlıkla ona baktı.

— Gerçekten mi?

Selin yüzüğünü gösterdi.

— Ben Selin. Annenin ablasıyım.

Tam o sırada, kaybolan çocuk hakkında yapılan ihbar üzerine iki polis memuru meydana yaklaştı.

Memurlardan biri durumu sordu. Selin kimliğini gösterdi ve küçük kızın anlattıklarını açıkladı.

Polisler, çocuğun adının Masal olduğunu ve dedesinin hastaneye kaldırılmasının ardından komşularının onun kaybolduğunu bildirdiğini doğruladı.

Selin, gerekli işlemler tamamlanana kadar Masal’ın yanından ayrılmadı.

O akşam hastanede Masal’ın dedesiyle tanıştı.

Yaşlı adam, Selin’in kim olduğunu öğrenince gözyaşlarına boğuldu.

— Aylin seni çok özlerdi, dedi. Son günlerinde bile adını anardı.

Ardından küçük bir kutu uzattı.

İçinde Aylin’in yıllar önce yazdığı fakat göndermeye cesaret edemediği bir mektup vardı.

“Sevgili ablacığım,

Aramızdaki kavganın hiçbir önemi kalmadı. Bir kızım oldu. Adını Masal koydum. Sana çok benziyor. Keşke gelip onu görsen. Seni affetmek için değil, çünkü sana hiç kızgın değilim. Sadece yeniden kardeşim olmanı istiyorum.”

Selin mektubu göğsüne bastırarak ağladı.

Kardeşi artık hayatta değildi.

Ama geride, tanıması için bir çocuk bırakmıştı.

Takip eden haftalarda sosyal hizmet uzmanları aile durumunu değerlendirdi. Masal’ın dedesi iyileşse de yaşı nedeniyle çocuğun bakımını tek başına sürdüremeyeceğini söyledi.

Gerekli yasal işlemlerin ardından Masal’ın velayeti Selin’e verildi.

Selin, yeğeni için evinde aydınlık bir oda hazırladı. Duvarlarını renkli resimlerle süsledi. Masal’ı okuluna götürdü, ödevlerine yardım etti ve her gece ona annesinin çocukluğundan hikâyeler anlattı.

Masal’ın dedesi de hayatlarının bir parçası olmaya devam etti. Her hafta birlikte yemek yediler.

İki yıl sonra, Masal okulunun resim yarışmasında birinci oldu.

Çizdiği resimde üç kadın vardı: annesi Aylin, teyzesi Selin ve kendisi.

Üçünün üzerinde de sekiz köşeli bir yıldız parlıyordu.

Ödül töreninde öğretmeni resmin anlamını sordu.

Masal gülümsedi.

— Bu, ailemin resmi. Annem artık yanımda değil ama teyzem bana onu her gün hatırlatıyor.

Selin, seyircilerin arasında sessizce ağladı.

O gün eve döndüklerinde Masal, teyzesinin elini tuttu.

— Teyzeciğim, annem seni bulmamı çok isterdi, değil mi?

Selin küçük kıza sarıldı.

— Evet, güzel kızım. Eminim bizi şimdi birlikte gördüğü için çok mutludur.

Yıllar geçti. Masal büyüdü, üniversiteyi bitirdi ve çocuklara resim öğreten bir öğretmen oldu.

Selin ise kardeşiyle geçiremediği yılların acısını, onun kızına verdiği sevgiyle hafifletti.

Evin salonunda hâlâ o eski gümüş yüzüklerin ve Masal’ın ilk çiziminin fotoğrafı duruyordu.

Altında tek bir cümle yazılıydı:

“Bazen hayat, kaybettiğimiz insanları geri getirmez. Ama onların sevgisini hiç beklemediğimiz bir anda yeniden karşımıza çıkarır.”

Оставьте комментарий