Tez savunmamın olduğu sabah kız kardeşim gözlüğümü kırdı.
Parçaları mutfak lavabosuna bıraktı ve gülerek:
— Sanırım şimdi başarısız olmak zorundasın, — dedi.
Annem çekmeceden gri bir bant çıkarıp bana uzattı.
— Kendin tamir et.
Babam saatine baktı.
— Zaten sensiz başlamışlardır.
Ben tartışmadım.
Çünkü onların bilmediği bir şey vardı.
O sabah saat 07.45’e kadar üniversitenin güvenli sistemine giriş yapmazsam danışmanım Profesör Adrian Shaw’a ve Araştırma Bütünlüğü Ofisi’ne otomatik uyarı gidecekti.
Saat 08.09’du.
Uyarı çoktan gönderilmişti.
Sandalyeye oturup ellerimi masanın üzerinde birleştirdim.
Kız kardeşim Lila kaşlarını çattı.
— Paniklemeyecek misin?
— Hayır.
— Neden?
— Çünkü birazdan başka biri paniklemeye başlayacak.
Tam o sırada ön kapıya sertçe vuruldu.
— Elena! Kapıyı aç!
Profesör Shaw’ın sesiydi.
Babamın yüzündeki rahat ifade kayboldu.
Kapı tekrar vuruldu.
Bu kez başka bir ses duyuldu.
— Üniversitenin Araştırma Bütünlüğü Ofisi’nden geliyoruz. Lütfen kapıyı açın.
Lila’nın yüzü bembeyaz oldu.
Babam bana döndü.
— Ne yaptın sen?
— Hiçbir şey, — dedim. — Sistemin yapması gerekeni yapmasına izin verdim.
Annem kapıyı açtı.
Profesör Shaw içeri girdi. Yanında üniversitenin araştırma güvenliği yöneticisi Dr. Helen Park ve kampüs güvenliğinden bir görevli vardı.
Shaw beni görür görmez kırık gözlüğe baktı.
— Yaralandın mı?
— Hayır.
Sonra gözleri mutfağın içini taradı.
— Telefonun nerede?
Lila başını çevirdi.
O küçücük hareket bile yeterliydi.
Güvenlik görevlisi sakin bir sesle sordu:
— Telefonu siz mi aldınız?
Lila hemen savunmaya geçti.
— Sadece şaka yapıyordum.
— Nerede?
— Ben…
Babam araya girdi.
— Burası aile meselesi.
Dr. Park ona döndü.
— Hayır. Üniversite araştırmasına müdahale şüphesi varsa artık yalnızca aile meselesi değildir.
Mutfak sessizleşti.
Profesör Shaw cebinden yedek bir gözlük kutusu çıkardı.
— Eski numarana göre yaptırdığımız acil durum gözlüğü.
Şaşkınlıkla ona baktım.
— Bunu ne zaman hazırladınız?
— Üniversite hesabına izinsiz giriş denemesinden sonra.
Gözlüğü taktım.
Dünya yeniden netleşti.
İlk gördüğüm şey Lila’nın korkmuş yüzü oldu.
Shaw masaya bir tablet koydu.
— Savunma komitesi bekliyor.
Babam alaycı bir kahkaha attı.
— Artık çok geç değil mi?
Shaw ona baktı.
— Hayır. Komiteye olası müdahale bildirildi. Savunma yarım saat ertelendi.
Lila’nın ağzı aralandı.
Ben ayağa kalktım.
— O zaman gidelim.
Tam çıkacakken Dr. Park durdu.
— Önce bir şey daha.
Elindeki dosyayı açtı.
Üç ay önce üniversite hesabıma yapılan giriş denemesinin IP kayıtları vardı.
Konum bizim evdi.
Lila’nın telefonu aynı ağdaydı.
Babam tekrar:
— Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz.
Dr. Park sakin kaldı.
— Tek başına hayır. Ama dün gece saat 23.18’de üniversitenin bulut sistemindeki patent taslağına erişilmeye çalışılmış. Aynı cihaz kimliğiyle.
Bu kez Lila bana baktı.
Gerçek korkuyu ilk kez yüzünde gördüm.
— Ben sadece bakmak istedim.
— Neye?
Sessiz kaldı.
Shaw sordu:
— Lisans görüşmelerine mi?
Lila’nın gözleri doldu.
— Herkes sürekli onun ne kadar başarılı olduğundan bahsediyor! Bir teknoloji şirketi milyonlar ödeyebilirmiş. Ben de ailedenim.
İnanamadım.
— Bu yüzden araştırmamı çalmaya mı çalıştın?
— Çalmak değil! Sadece ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Dr. Park araya girdi.
— Bunu üniversite soruşturacak.
Babam öfkeyle bana döndü.
— Kendi kardeşini mahvedecek misin?
O cümleyi yıllardır duymaya alışmıştım.
Ne olursa olsun sorumluluğun sonunda bana yüklenmesi.
Bu kez kabul etmedim.
— Onu ben bu duruma getirmedim.
Sonra kapıya yöneldim.
— Benim bugün bir tez savunmam var.
Üniversiteye vardığımızda komitedeki beş profesör beni bekliyordu.
Ellerim titriyordu.
Ama bu kez korkudan değil.
Beş yıllık çalışmam ekranda açıldı.
Düşük maliyetli görüntüleme modelinin nasıl çalıştığını anlattım.
Verileri savundum.
Sınırlılıkları kabul ettim.
Sorulara cevap verdim.
İki saat sonra komite başkanı gözlüğünü çıkarıp bana baktı.
— Dr. Elena Varga, komite oybirliğiyle tezinizin kabul edilmesine karar verdi.
Bir an nefes almayı unuttum.
Profesör Shaw gülümsüyordu.
— Tebrikler, doktor.
Ağladım.
Ama sabah mutfakta ailemin beklediği gibi değil.
Kaybettiğim için değil.
Bitirdiğim için.
Sonraki haftalarda üniversite soruşturması devam etti.
Lila’nın telefonunda araştırma dosyalarımın fotoğrafları bulundu.
Ayrıca bir medikal teknoloji şirketinde çalışan eski erkek arkadaşına gönderdiği mesajlar ortaya çıktı.
Mesajlardan biri şöyleydi:
“Savunmadan önce geciktirebilirsek patent konusunda pazarlık şansımız olabilir.”
O an her şey netleşti.
Gözlüğü kırmak anlık bir öfke değildi.
Telefonumu almak da değildi.
Savunmayı kaçırmamı özellikle istemişti.
Çünkü tez onaylanmadan önce araştırmanın geleceğinin daha belirsiz olacağını düşünüyordu.
Üniversite dosyayı hukuk birimine devretti.
Ben cezalandırmanın nasıl yapılacağına karışmadım.
Artık onun seçimlerinin sorumluluğunu taşımak istemiyordum.
Annem birkaç gün sonra beni aradı.
— Lila’nın hayatını mahvettin.
— Hayır.
— Sen şikâyet etmeseydin…
— Anne, gözlüğümü o kırdı. Telefonumu o sakladı. Hesabıma girmeye çalışan oydu.
Sessizlik oldu.
Sonra annem:
— Ama kardeşin.
Derin bir nefes aldım.
— Ben de onun kardeşiydim.
Ve telefonu kapattım.
Babam aylarca benimle konuşmadı.
Bu, beklediğimden çok daha huzurlu oldu.
Altı ay sonra geliştirdiğimiz sistem iki hastanede pilot olarak kullanılmaya başladı.
Lisans anlaşması imzalandığında ilk yaptığım şey yeni bir araba ya da lüks bir ev almak olmadı.
Üniversitede düşük gelirli doktora öğrencileri için küçük bir araştırma bursu fonu kurdum.
Çünkü yıllarca başarının, ailemin sonunda benimle gurur duymasını sağlayacağını düşünmüştüm.
Yanılmışım.
Bazı insanlar başarınızı görünce gurur duymaz.
Sadece ondan ne kazanabileceklerini hesaplar.
Tez savunması sabahı Lila gözlüğümü kırarken geleceğimi de kırdığını düşünmüştü.
Aslında yaptığı şey bana son bir ders vermekti:
Bazen hayatınızı sabote etmeye çalışan insanlara verilecek en güçlü cevap kavga etmek değildir.
Yolunuza devam etmektir.
Ve o gün, kırık gözlüklerle başlayan sabahın sonunda eve artık öğrenci olarak dönmedim.
Doktor olarak döndüm.