Elif Yalçın, Ankara’daki küçük bir mahalle eczanesinde çalışan 29 yaşında bir eczacıydı. Babasını çocukken kaybetmiş, annesiyle birlikte zor şartlarda büyümüştü. Bu yüzden parası yetmeyen yaşlılara karşı her zaman hassastı.
Annesi yıllar önce ona yalnızca bir şey söylemişti: “Babanın ailesinden kimseyi arama. Bazı yaralar kapalı kalmalı.”
Elif bunun nedenini hiç öğrenememişti.O akşam yaşlı adam avucundaki bozuk paraları tezgâha tek tek bıraktığında eczanenin içi sessizleşti.
Adı Kemal’di. Seksen yaşına yaklaşmıştı. Elleri titriyor, paraları tekrar tekrar sayıyordu.
Almak istediği ilaç kalbi içindi.
Ancak parası yetmiyordu.
Kemal başını eğdi.
— Daha ucuzu yok mu kızım?
Elif reçeteye baktı. İlacı almadan gitmesine izin veremezdi.
Eksik miktarı kendi cebinden tamamladı.
— Tamamdır amca. Paran yetti.
Kemal ona uzun süre baktı.
Elif, adamın gözlerinin neden bir anda dolduğunu anlayamadı.
— Adın Elif mi? diye sordu.
— Evet.
— Babanın adı?
Elif şaşırdı.
— Murat’tı.
Kemal’in yüzü değişti.
Sanki yıllardır korktuğu bir cevabı sonunda duymuştu.
İlacını aldı, teşekkür etti ve dışarı çıktı.
Elif birkaç dakika sonra olayı unuttu.
Fakat ertesi akşam eczanenin kapanmasına yakın takım elbiseli bir adam içeri girdi.
— Elif Yalçın?
— Benim.
Adam kendisini noter olarak tanıttı ve önüne kapalı bir zarf bıraktı.
— Kemal Yalçın bunu size vermemi istedi.
Elif dondu.
Soyadını duyunca kalbi hızlandı.
— Kim bu adam?
Noter yalnızca şunu söyledi:
— Büyükbabanız.
Elif sandalyeye oturmak zorunda kaldı.
Zarfın içinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta genç Kemal, yanında yirmili yaşlarında bir adamla duruyordu.
O adam Elif’in babasıydı.
Altında bir mektup vardı.
Kemal her şeyi anlatmıştı.
Otuz yıl önce oğlu Murat, fakir bir ailenin kızı olan Aylin’le evlenmek istemişti. Kemal bu evliliğe karşı çıkmış, oğlunu mirastan çıkarmakla tehdit etmişti.
Murat yine de Aylin’i seçmişti.
Baba ile oğul bir daha konuşmamıştı.
Yıllar sonra Kemal pişman olmuştu. Ama Murat’ı bulduğunda çok geçti.
Murat bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti.
Kemal, gelini Aylin’e ulaşmaya çalışmış, fakat Aylin onu hayatlarından uzak tutmuştu. Kocasının yaşadığı acıyı kızının da yaşamasını istemiyordu.
Kemal buna saygı göstermişti.
Ta ki Aylin geçen yıl ölünceye kadar.
Sonra torununu aramaya başlamıştı.
Elif’i bulduğunda doğrudan karşısına çıkmaya cesaret edememişti.
Bu yüzden birkaç kez uzaktan eczaneyi izlemişti.
O gün gerçekten ilaca ihtiyacı vardı. Gerçekten cebinde yalnızca birkaç bozukluk kalmıştı. Yıllar önce sahip olduğu şirketi satmış, servetinin büyük bölümünü çocuk hastanelerine bağışlamıştı.
Elif mektubun son satırlarında ağlamaya başladı:
“Babanı gururum yüzünden kaybettim. Seni de korkaklığım yüzünden kaybetmek istemiyorum. Bana büyükbaba demek zorunda değilsin. Sadece seni bir kez daha görmek isterim.”
Ertesi sabah Elif verilen adrese gitti.
Kemal küçük bir evde yalnız yaşıyordu.
Kapıyı açtığında karşısında Elif’i görünce konuşamadı.
Elif de hemen sarılmadı.
Sadece:
— Bana babamı anlat, dedi.
Üç saat konuştular.
Sonra üç saat daha.
Affetmek bir günde olmadı. Ama Elif onu hayatından çıkarmadı.
Kemal kalan dört yılını torunuyla geçirdi. Elif evlendiğinde düğünde ön sıradaydı. Elif’in bir oğlu olduğunda bebeği kucağına alan ilk kişilerden biri oldu.
Kemal seksen üç yaşında huzur içinde öldü.
Elif, yıllar önce onun avucunda saydığı birkaç bozuk parayı küçük bir kutuda sakladı.
Çünkü o gece bir yaşlı adama yalnızca ilaç verdiğini sanmıştı.
Aslında kendi ailesinin kayıp parçasını eve geri getirmişti.