KIRMIZI ELBİSENİN FİYATINI GÖRÜNCE AĞLAMAYA BAŞLADI… MAĞAZANIN SAHİBİ YAŞLI KADINI GÖRÜNCE HER ŞEY DEĞİŞTİ

Elif, o kırmızı elbiseyi vitrinde gördüğü anda gözlerini ondan alamamıştı.

On yedi yaşındaydı ve iki gün sonra hayatındaki en önemli gecelerden biri olacaktı. İstanbul’da düzenlenen başarı töreninde, kazandığı üniversite bursunu yüzlerce kişinin önünde alacaktı.

Fakat Elif’in heyecanından daha güçlü bir duygusu vardı: mahcubiyet.

Annesini dokuz yaşındayken kaybetmişti. Babası yıllar önce aileyi terk etmiş, bir daha da aramamıştı. O günden sonra Elif’i anneannesi Fatma büyütmüştü.

Fatma Hanım küçük bir emekli maaşıyla yaşıyor, gerektiğinde komşuların söküklerini dikerek birkaç lira daha kazanıyordu. Torununun hiçbir şeyden eksik kalmaması için kendi ihtiyaçlarından yıllarca vazgeçmişti.

Elif bunu biliyordu.

Bu yüzden mağazanın önünde durduklarında fısıldadı:

— Anneanne, girmeyelim. Evdeki elbisemi giyerim.

Fatma gülümsedi.

— Bir bakalım kızım. Bakmak para değil.

Mağaza şehrin en pahalı butiklerinden biriydi.

İçerideki kırmızı elbise Elif’in hayal ettiği her şeydi. Zarif, sade ama göz alıcıydı.

Fatma etiketi çevirdiğinde yüzündeki gülümseme kayboldu.

Elbise, altı aylık emekli maaşından daha pahalıydı.

Elif rakamı gördü.

— Çıkaralım buradan, dedi hemen. Ben zaten bunu istememiştim.

Ama gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.

Tam o sırada mağazanın müdürü Tolga yanlarına geldi. Önce Fatma’nın eski ayakkabılarına, sonra Elif’in sade kıyafetlerine baktı.

— Bu koleksiyon özel üretim, dedi soğuk bir sesle. Denemek için de satın alma niyetinizin olması gerekiyor.

Fatma’nın yüzü kızardı.

— Torunum sadece bakıyordu.

Tolga elbiseyi Elif’in elinden aldı.

— Hanımefendi, yanlış anlamayın ama burada ürünler zarar görürse sorumluluk almak zorunda kalıyoruz.

Elif başını öne eğdi.

Fatma hiçbir şey söylemeden torununun elini tuttu.

— Hadi gidelim.

Fakat genç satış danışmanı Zeynep onları durdurdu.

— Bir dakika.

Tolga sertçe ona baktı.

— Zeynep, işine dön.

Genç kadın onu dinlemedi.

Elbiseyi yeniden Elif’e uzattı.

— Denemek ister misin?

Elif şaşkınlıkla baktı.

— Ama satın alamam.

— Ben sana satın al dedim mi?

Tolga sinirlendi.

Tam tartışma büyüyecekken mağazanın kapısı açıldı.

İçeri altmışlarının sonunda, gri saçlı bir adam girdi.

Mağazanın sahibi Nihat Karaca’ydı.

Tolga hemen yanına gitti.

— Nihat Bey, küçük bir sorun vardı. Ben hallediyordum.

Nihat cevap vermedi.

Çünkü karşısındaki yaşlı kadına bakıyordu.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

— Fatma?

Fatma yavaşça başını kaldırdı.

— Nihat Bey?

Otuz iki yıl önce Fatma, Nihat’ın sahip olduğu küçük bir dikim atölyesinde çalışan beş terziden biriydi.

O zamanlar ortada büyük mağazalar, pahalı koleksiyonlar ya da ünlü bir marka yoktu.

Sadece borç içinde genç bir adam ve kapanmak üzere olan küçücük bir atölye vardı.

Bir ay, Nihat çalışanların maaşını ödeyememişti.

Herkes işi bırakmıştı.

Fatma hariç.

Üstelik evinde sakladığı iki altın bileziği bozdurup atölyenin kumaş borcunun ödenmesine yardım etmişti.

— İşler düzelince verirsin, demişti.

İşler gerçekten düzelmişti.

Fakat birkaç yıl sonra Fatma’nın kızı ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Fatma işi bırakmış, bütün hayatını kızına ve ardından küçük Elif’e adamıştı.

Adres değiştirmişlerdi.

Nihat onu yıllarca aramış ama bulamamıştı.

Adamın gözleri doldu.

— Seni otuz yıldır arıyorum.

Fatma başını salladı.

— Eski meseleleri açmaya gerek yok.

Nihat kırmızı elbiseye baktı.

Sonra Elif’e.

— Bu senin torunun mu?

— Evet.

— Neden ağlıyor?

Kimse cevap vermedi.

Zeynep olanları kısaca anlattı.

Nihat’ın yüzü sertleşti.

Tolga hemen kendini savunmaya çalıştı.

— Ben sadece mağazanın kurallarını—

— İnsanları kıyafetlerine bakarak aşağılamak mağazamın kuralı değil, dedi Nihat.

O gün Tolga görevinden alındı.

Ardından Nihat elbiseyi Elif’e uzattı.

— Bu senin.

Elif geri çekildi.

— Hayır, alamam.

Fatma da başını salladı.

— Biz sadaka istemiyoruz.

Nihat gülümsedi.

— Bu sadaka değil, Fatma Hanım. Otuz iki yıl gecikmiş bir borcun çok küçük bir kısmı.

Fatma’nın gözleri doldu.

Elif birkaç dakika sonra kırmızı elbiseyi giyerek kabinden çıktığında anneannesi ağlamaya başladı.

İki gün sonra Elif bursunu o elbiseyle aldı.

Ama hikâye orada bitmedi.

Nihat, Fatma’ya yıllar önce aldığı parayı faiziyle geri ödedi. Fatma paranın büyük bölümünü kabul etmek istemedi. Sonunda torununun eğitimi için açılan hesaba yatırılmasına razı oldu.

Elif üniversitede tekstil tasarımı okudu.

Dört yıl sonra mezun olduğunda ilk koleksiyonunu anneannesine ithaf etti.

Koleksiyonun adı “Fatma”ydı.

Zeynep ise mağazanın müdürlüğüne yükseldi.

Fatma birkaç yıl sonra huzur içinde hayatını kaybettiğinde Elif artık kendi ayakları üzerinde duran genç bir tasarımcıydı.

O kırmızı elbiseyi hiçbir zaman satmadı.

Yıllar sonra kendi mağazasını açtığında elbiseyi cam bir vitrinin içine yerleştirdi.

Altına yalnızca tek bir cümle yazdı:

“Bir insanın değerini, cebindeki para değil; geride bıraktığı iyilik belirler.”

Çünkü Elif o gün yalnızca güzel bir elbise kazanmamıştı.

Anneannesinin yıllarca kimseye anlatmadığı geçmişini ve bir iyiliğin otuz yıl sonra bile insanın karşısına yeniden çıkabileceğini öğrenmişti.

Оставьте комментарий