Masadaki Zarf

Leyla Hanım o akşam ailesinin neden özellikle onun evinde toplanmak istediğini anlamamıştı.

Masa her zamanki gibi hazırlanmıştı. Çorba sıcaktı, ekmek yeni kesilmişti, ama kimsenin iştahı yok gibiydi. Oğlu Murat sürekli tabağıyla oynuyor, kızı Selin ise annesinin yüzüne bakmaktan kaçınıyordu.

Leyla bunu hemen fark etti.

— Bana söylemediğiniz bir şey mi var?

Kimse cevap vermedi.

Tam o sırada Murat masanın üzerine beyaz bir zarf bıraktı.

— Anne, bunu okuman gerekiyor.

Leyla’nın yüzündeki gülümseme kayboldu.

Zarfı açtı. İçinden birkaç resmi belge ve eski bir mektup çıktı.

İlk sayfayı okuduğunda elleri titremeye başladı.

Belgelerde yıllardır görmediği bir isim vardı:

Emre Kaya.

Leyla’nın büyük oğlu.

On sekiz yıl önce bu evden çıkıp giden ve bir daha geri dönmeyen oğlu.

Emre yirmi iki yaşındayken ailesiyle büyük bir kavga yaşamıştı. Babası onun sevdiği kadınla evlenmesine karşı çıkmış, Leyla ise eşine karşı durmaya cesaret edememişti.

O gece Emre annesine son kez bakıp:

— Bir gün beni değil, sustuğun günü hatırlayacaksın, demişti.

Leyla yıllarca o cümleyi unutamamıştı.

Daha sonra Emre’nin başka bir şehre taşındığını duymuşlardı. Birkaç kez haber göndermeye çalışmış, fakat cevap alamamışlardı.

Leyla zamanla oğlunun onu tamamen hayatından çıkardığına inanmıştı.

Ama masadaki belgeler bambaşka bir gerçeği anlatıyordu.

Emre birkaç yıl önce ağır bir hastalık geçirmiş ve hayatını kaybetmişti.

Leyla nefesini tuttu.

— Öldü mü?

Murat başını eğdi.

— Üç yıl önce.

Leyla’nın gözlerinden yaşlar aktı.

— Üç yıldır biliyor muydunuz?

— Hayır anne. Biz de geçen ay öğrendik.

Selin yanında sessizce oturan genç kadının elini tuttu.

Leyla ilk kez ona dikkatlice baktı.

Yirmili yaşlarının başında, koyu saçlı genç bir kadındı.

Gözleri…

Leyla’nın kalbi bir anda hızlandı.

O gözleri tanıyordu.

Emre’nin gözleriydi.

Genç kadın yavaşça ayağa kalktı.

— Benim adım Derya.

Leyla cevap veremedi.

— Emre benim babamdı.

Odanın içindeki bütün sesler kaybolmuş gibiydi.

Leyla elindeki mektuba baktı.

Emre, ölümünden birkaç ay önce yazmıştı.

Mektupta annesine kızgınlığını, yıllarca taşıdığı kırgınlığı ve yine de onu özlediğini anlatıyordu.

En son satırlarda ise şöyle yazıyordu:

“Anne, sana dönmeye çok kez niyet ettim. Ama gururum hep benden önce davrandı. Derya’yı sana getiremedim. Eğer bir gün bu mektup eline ulaşırsa, senden tek bir şey istiyorum: Benim yaptığım hatayı yapma. Kalan zamanı kaybetme.”

Leyla mektubu göğsüne bastırdı ve ağlamaya başladı.

Derya tereddüt ederek ona yaklaştı.

— Babam sizden çok bahsederdi.

Leyla başını kaldırdı.

— Benden nefret ettiğini sanıyordum.

Derya gözyaşlarını sildi.

— Kızgındı. Ama sizi hiç unutmadı.

Leyla ayağa kalktı ve yıllardır içinde tuttuğu bütün pişmanlıkla torununa sarıldı.

O gece yemekler soğudu.

Kimse masayı toplamadı.

Sabaha kadar Emre’den konuştular. Çocukluğundan, sevdiği şarkılardan, yaptığı hatalardan, Derya’yı nasıl büyüttüğünden…

Leyla oğlunu geri getiremezdi.

On sekiz kayıp yılı da değiştiremezdi.

Ama Emre’nin son isteğini yerine getirebilirdi.

Derya o günden sonra her hafta anneannesini ziyaret etmeye başladı. Birlikte Emre’nin eski fotoğraflarını düzenlediler, mezarına gittiler ve yıllardır söylenemeyen cümleleri sessizce tamamladılar.

Yıllar sonra Leyla öldüğünde, Derya onun yatağının yanındaki çekmecede o beyaz zarfı buldu.

Üzerine Leyla’nın el yazısıyla tek bir cümle eklenmişti:

“Geçmişi değiştiremedim, ama seninle geleceği kaçırmadım.”

Derya zarfı kapatıp göğsüne bastırdı.

Ailesinde yıllarca süren sessizlik sonunda bitmişti.

Ve bir akşam yemeğinde açılan o eski mektup, üç neslin taşıdığı kırgınlığı sonsuza dek değiştirmişti.

Оставьте комментарий