— Bir dakika kızım… O gitarı nereden buldun?
İstanbul’un eski sokaklarından birinde gitar çalan Defne, karşısındaki adama şaşkınlıkla baktı.
Adam ellili yaşlarındaydı. Küçük bir döner tezgâhında çalışıyordu. Ellerindeki izler, yıllarca ağır işlerde çalıştığını gösteriyordu.
— Annemden kaldı — dedi Defne. — Neden sordunuz?
Adamın yüzü bir anda bembeyaz oldu.
— Annenin adı neydi?
— Meryem.
Adam tezgâha tutunmak zorunda kaldı.
Titreyen elleriyle cebinden eski, yıpranmış bir fotoğraf çıkardı.
— Peki… Bu kadını tanıyor musun?
Defne fotoğrafa baktığında nefesi kesildi.
Fotoğrafta annesi vardı. Yanındaki adam ise karşısında duran yabancının gençlik hâliydi.
— Siz… Annemi nereden tanıyorsunuz?
Adamın gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Çünkü ben senin babanım.
Her şey yirmi üç yıl önce başlamıştı.
Kemal ve Meryem, İzmir’de yaşayan genç bir çiftti. Çok az paraları vardı ama birbirlerini seviyorlardı.
Meryem müzik öğretmeniydi. Kemal ise bir fabrikada çalışıyordu.
Kızları Defne doğduğunda dünyanın en mutlu insanları olmuşlardı.
Ancak birkaç yıl sonra Kemal işini kaybetti. Biriken borçlar ve yaşadığı çaresizlik onu değiştirdi.
İçkiye sığındı, ailesinden uzaklaştı. Meryem defalarca ona yardım etmeye çalıştı ama Kemal sorumluluklarından kaçmaya devam etti.
Sonunda Meryem, dört yaşındaki kızıyla birlikte evi terk etti.
Kemal onları durdurmadı.
Yıllar sonra bunun hayatının en büyük hatası olduğunu anlayacaktı.
Meryem başka bir şehre taşındı. Defne’yi tek başına büyüttü. Ona müziği, dürüstlüğü ve kendi ayakları üzerinde durmayı öğretti.
Defne babasını sorduğunda hiçbir zaman kötü konuşmadı.
— Baban bir zamanlar bizi çok severdi. Ama bazen insanlar kendi hataları yüzünden sevdiklerini kaybeder.
Kemal ise zamanla hayatını düzene soktu. İçkiyi bıraktı, yeniden çalışmaya başladı ve ailesini aradı.
Ancak eski adresleri artık geçerli değildi. Yıllarca izlerini bulamadı.
Cebinde yalnızca Meryem’le çektirdikleri bir fotoğraf taşıdı.
Defne yirmi yaşındayken Meryem ağır bir hastalığa yakalandı.
Ölmeden önce kızına eski gitarını bıraktı.
— Ne zaman kendini yalnız hissedersen bunu çal, güzel kızım. Ben hep seninle olacağım.
Üç yıl sonra Defne, müzik eğitiminin masraflarını karşılamak için sokaklarda gitar çalmaya başlamıştı.
İşte o gün, kader onu babasının tezgâhının önüne getirmişti.
Kemal gözyaşları içinde konuştu.
— Seni bırakmamam gerekiyordu. Anneni dinlemem gerekiyordu. Çok geç anladım…
Defne’nin gözleri doldu.
— Ben her doğum günümde seni bekledim. Neden hiç gelmedin?
— Önce korktum, sonra utandım. Seni aramaya cesaret ettiğimde izini kaybetmiştim.
Defne uzun süre sessiz kaldı.
— Annem artık hayatta değil — dedi sonunda.
Kemal başını eğdi.
O gün, kaybettiği yılların geri gelmeyeceğini anladı.
Defne babasını hemen affetmedi.
Ama birkaç hafta sonra onunla yeniden görüşmeyi kabul etti.
Önce kısa sohbetler ettiler. Sonra birlikte yürüyüşlere çıktılar. Kemal geçmişte yaptığı hataları saklamadan anlattı.
Zamanla aralarında güven oluşmaya başladı.
İki yıl sonra Defne ilk büyük konserini verdi.
Seyirciler arasında, en ön sırada, gözleri dolu bir adam oturuyordu.
Kemal.
Konserin sonunda Defne mikrofonu eline aldı.
— Bu son şarkıyı annem için yazdım. Ama bugün burada birine daha söylemek istiyorum: Geçmişi değiştiremeyiz, fakat geleceğimizi değiştirebiliriz.
Kemal ayağa kalktı ve kızını alkışladı.
O günden sonra hiçbir konserini kaçırmadı. Defne de babasıyla kurduğu yeni bağı sabırla büyüttü.
Yıllar önce yarım kalan aile hikâyeleri, sonunda huzurlu bir başlangıca dönüşmüştü.
Çünkü gerçek pişmanlık yalnızca özür dilemek değil, kalan zamanı sevgiyle telafi etmektir.