Şık davetlilerin katıldığı görkemli salonda gergin bir sessizlik hakim. Koyu mor elbisesiyle kibirli bir tavır sergileyen kadın, kırmızı elbiseli genç kızın karşısına geçip acımasızca gözlerinin içine baktı.
«O elbiseyi giymeye hakkın yok,» dedi soğuk bir sesle.
Genç kız, gözlerinde biriken gözyaşlarıyla ellerini göğsünde birleştirdi. «Neden?» diye fısıldadı çaresizce.
«Çünkü böyle şeyler sana yakışmıyor. Sen soylu birinden biri gibi görünmeye çalıştın!» diyerek küçümseyen bakışlarını sürdürdü.
Tam bu sırada, yaşlı bir kadın adımlarla yanlarına yaklaştı ve genç kızın omzuna şefkatle dokundu. «Yeter!» dedi kararlı bir sesle.
Mor elbiseli kadın savunmaya geçmeye çalıştı: «Babaanne, ben sadece gerçekleri söylüyorum…»
«Hayır!» diye sözünü kesti yaşlı kadın. cebinden çıkardığı mühürlü sarı zarfı uzatarak. «Sen sadece işine geleni söylüyorsun. O elbiseleri ona ben verdim. Evi de ona bıraktım!»
Salondaki tüm davetliler şaşkınlık içinde donakaldı. Kibiriyle çevresindekileri ezmeye çalışan kadının yüzündeki gülümseme bir anda yok oldu. Yıllardır saklanan adalet ve gerçek, yaşlı kadının tek bir hamlesiyle gün yüzüne çıkmış, hak yerini bulmuştu.